Take Kelimesi ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Take, get, have’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını ezberlemek mümkün değildir. Bu kelimeleri, birlikte kullanıldıkları kelimelerle (collocations) öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘take’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve temel kullanım örnekleri verilmiştir. Daha fazlası için sözlüğümüze bakabilirsiniz.

take


almak, getirmek, götürmek
take a present
: hediye almak, hediye getirmek
take an umbrella: şemsiye almak, şemsiye getirmek
take an umbrella with you: yanına şemsiye almak
take someone to: birini -e götürmek

almak, tutmak
take one’s hand: elini tutmak
take the baby: bebeği almak, bebeği tutmak
take the bay in one’s arms: bebeği kucağına almak

almak, ele geçirmek
take someone hostage: birini rehin almak
take someone captive: birini esir almak
take the city: şehri almak, şehri ele geçirmek

(satın) almak, tutmak, kiralamak
take a room: oda kiralamak, oda tutmak
take newspaper: gazete (satın) almak

almak, üstlenmek, kabul etmek
take advice: tavsiye almak
take responsibility: sorumluluk almak, sorumluluk üstlenmek
take bribes: rüşvet almak

(belli bir eylemi) yapmak, etmek
take a look: bakmak, göz atmak
take a shower: duş almak
take a breath: nefes almak
take a rest: dinlenmek
take a photo: fotoğraf çekmek
take a seat: oturmak

(zaman) almak, sürmek
take time: zaman almak, zaman istemek
take a minute: bir dakika sürmek, bir dakika almak
take hours: saatler sürmek, saatler almak

ölçmek
take one’s temperature: ateşini ölçmek
take one’s pulse: nabzını ölçmek

ile gitmek
take a taxi: taksi ile gitmek
take a plane: uçak ile gitmek

içmek, yemek, yutmak
take a pill: hap almak, hapı yutmak
take a drink: içecek içmek

 

Örnek Cümleler

• Did you take my bag?
› Çantamı aldın mı?

• Please, take a seat.
› Lütfen, oturun.

• I forgot my umbrella with me.
› Şemsiyemi yanıma almayı unuttum.

• I took a present for my mother.
› Anneme bir hediye aldım (= getirdim).

• I took him to the hospital.
› Onu hastaneye götürdüm.

• The guide will take us to the museum.
› Rehber bizi müzeye götürecek.

• The road takes you to the lake.
› Bu yol sizi göle götürür.

• I take a shower everyday.
› Her gün duş alırım.

• We got tired – let’s take a break.
› Yorulduk – Ara verelim.

• I take the bus to work.
› İşe otobüsle giderim.

• He took a look at my dress.
› Elbiseme bir göz attı.

• It will take ten minutes to get there.
› Oraya varmak on dakika sürecek.

• I took a nap afternoon.
› Öğleden sonra biraz kestirdim.

• Can you take a photo of us?
› Fotoğrafımızı çekebilir misiniz?

• Can you take the baby for a moment?
› Bebeği biraz tutabilir misin?

• I took notes during the speech.
› Konuşma sırasında not aldım.

• The nurse took my temperature.
› Hemşire ateşimi ölçtü.

• I took the shortest road to the lake.
› Göle en kısa yoldan gittim.

• The plane can take 600 passengers.
› Uçak 600 yolcu alabilir.

• I take your words as a compliment.
› Sözlerini iltifat olarak alıyorum.

• I don’t take him seriously.
› Onu ciddiye almam.

• He took some money out of his pocket.
› Cebinden bir miktar para çıkardı.

• The rebels took the town.
› İsyancılar kasabayı aldılar (= ele geçirdiler).

• The terrorists took them hostages.
› Teröristler onları rehin aldılar.

• He took his dad’s car without permission.
› Babasının arabasını izinsiz aldı.

Understand Kelimesi ve Eş Anlamları | Thesaurus Note

Türkçe’ye ‘anlamak, kavramak vb.’ gibi kelimelerle çevirilen ‘understand, see, get, grasp ve comprehend’ kelimeleri arasındaki temel faklar ve kullanım yerleri aşağıda verilmiştir. Kelimelerin tüm anlammarını ve kullanım yerlerini görmek, «kelimelerin üzerine tıklayarak»  sözlüğümüze göz atabilirsiniz.

⇒ understand
⇒ see
⇒ get
⇒ grasp
⇒ comprehend
⇒ take in
⇒ follow
⇒ fathom
⇒ apprehend

 

understand: genel bir anlam ifade etmek için kullanılır.
• Do you understand me?
› Beni anlıyor musun?

• I don’t understand politics.
› Siyaseti anlamıyorum.

see: understand gibi genel bir ifade eder ve konuşma dilinde kullanılır
• I see what you mean.
› Ne demek istediğini anlıyorum.

• I don’t see why it is important.
› Onun neden önemli olduğunu anlamıyorum.

get: see gibi genel bir anlam ifade eder ve resmi olmayan dilde kullanılır
• She didn’t get the joke.
› Şakayı anlamadı (= çakmadı).

• He is a liar – do you get?
› O bir yalancı – anlıyor musun?

grasp: bir şeyi tam olarak anlamayı ifade eder
• The significance of this development can not be fully grasped now.
› Bu gelişmenin önemi şu anda tam olarak kavranamaz.

comprehend: grasp gibi bir şeyi tam olarak anlamayı ifade eder ve resmi dilde veya yazı dilinde kullanılır -genellikle negatif cümlelerde kullanılır
• They failed to comprehend the scale of the danger.
› Tehlikenin boyutunu kavrayamadılar.

• I simply couldn’t comprehend what had happened.
› Sadece ne olduğunu anlayamadım.

take in: bir şeyi tamamen anlamak ve özümsemek anlamında kullanılır
• The painting is too abstract to take in at a glance.
› Tablo bir bakışta anlaşılamayacak kadar soyut.

follow: genellekile konuşmacıyı anlamak olarak kullanılır
• His argument is difficult to follow.
› Argümanını anlamak zor.

fathom: bir şeyin açıklamasını veya sebebini anlamak için kullanılır
• He spent years to fathom the mysteries of life.
› Hayatın gizemlerini anlamak için yıllarını harcadı.

apprehend: genellikle eski metinlerde karşımıza çıkar
• It was difficult for him to apprehend the situation.
› Durumu kavramak onun için zordu.

 

Get Kelimesi ve Kullanım Örnekleri | Collocations with get

Get kelimesi ‘elde etmek, almak’ anlamına gelse de bazı kelimelerle kullanıldığında farklı anlamları ifade eder. Get gibi çok fazla manası olan kelimeleri, birlikte kullanıldıkları kelimelerle (collocations) öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda get kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve kullanım örnekleri verilmiştir. Daha fazlası için sözlüğümüze bakabilirsiniz.

get


elde etmek, almak

get a job: işe girmek, iş bulmak
get sleep: uyumak
get information: bilgi almak
get a chance: şansı olmak, fırsat bulmak

(satın/teslim) almak
get a car:
araba almak, araba satın almak
get a present: hediye almak
get a letter: mektup almak

varmak, ulaşmak
get there: oraya varmak
get home: eve gelmek
get to the hotel: otele varmak

yapmak: girmek, binmek vb.
get into bed: yatağa girmek
get on the bus: otobüse binmek
get down the ladder: merdivenden inmek
get off the car: arabadan inmek

belli bir duruma gelmek
get tired: yorulmak
get ready: hazırlanmak
get wet: ıslanmak
get angry: sinirlenmek
get dark: (hava) kararmak
get late: geç olmak
get better: iyileşmek
get old: yaşlanmak
get cold: soğumak

(hasta) olmak
get a cold: üşütmek
get flu: grip olmak
get sick: hasta olmak

getirmek
get a drink: içecek getirmek
get a chair: sandalye getirmek

edilgen yapılarda kullanılır
get stolen: çalınmak
get married: evlenmek

ettirgen yapılarda kullanılır
get one’s hair cut: saçını kestirmek
get the car repaired: arabayı tamir ettirmek

anlamak
get someone: birini anlamak
get the joke: şakayı anlamak


Örnek Cümleler

• He got a new job last week.
› Geçen hafta yeni bir işe girdi.

• Where did you get that pen?
› Bu kalemi nereden aldın?

• I will call you when I get a chance.
› Fırsat bulunca seni arayacağım.

• I got a letter from my friend.
› Arkadaşımdan bir mektup aldım.

• I got a beautiful present for her.
› Onun için güzel bir hediye aldım.

• He got a cold last week.
› Geçen hafta üşüttü.

• He suddenly got angry.
› Bir anda sinirlendi.

• He got wet in the rain.
› Yağmurda ıslandı.

• Why don’t you get yourself a new car?
› Neden kendine yeni bir araba almıyorsun?

• I didn’t get a call from anyone.
› Kimse beni aramadı.

• She went to the beach to get a tan.
› Bronzlaşmak için sahile gitti.

• He got tickets for the concert.
› Konser için biletleri aldı.

• They got divorced last year.
› Geçen sene boşandılar.

• He got fired because of the failure.
› Başarısızlık nedeniyle kovuldu.

• They are going to married next month.
› Gelecek ay evlenecekler.

• It’s getting dark.
› Hava kararıyor.

• His health is getting better.
› Sağlığı iyiye gidiyor.

• I don’t get you.
› Seni anlamıyorum.

Can you get a few more chairs?
› Birkaç tane daha sandalye getirebilir misin?

İngilizce’de Zaman ile ilgili Kelimeler

İngilizce’de günler, aylar, mevsimler, günün bölümleri, zaman birimleri, saati belirtme, tarihin doğru yazımı ve örnek cümleler… Kelimelerin okunuşları, kullanım örnekleri veya daha fazlası için kelimelerin üzerine tıklayarak sözlüğümüze göz atabiliniz.

 

Days (Günler)
Monday: Pazartesi
Tuesday: Salı
Wednesday: Çarşamba
Thursday: Perşembe
Friday: Cuma
Saturday: Cumartesi
Sunday: Pazar
weekday: hafta içi
weekend: hafta sonu

Months (Aylar)
January: Ocak
February: Şubat
March: Mart
April: Nisan
May: Mayıs
June: Haziran
July: Temmuz
August: Ağustos
September: Eylül
October: Ekim
November: Kasım
December: Aralık

Seasons (mevsimler)
summer: yaz
spring: bahar
autumn: sonbahar
fall: sonbahar
winter: kış

Parts of the Day (Günün Bölümleri)
sunrise: gün doğumu
dawn: şafak vakti
sunset: gün batımı
dusk: alacakaranlık
morning: Sabah
noon: Öğle
afternoon: Öğleden sonra
evening: Akşam
night: Gece
midnight: gece yarısı
midday: gün ortası

Time Units (Zaman Birimleri)
second: saniye
minute: dakika
hour: daat
day: Gün
week: hafta
forthnight: iki hafta
month: Ay
season: mevsim
year: yıl
decade: on yıl
generation: nesil
century: yüzyıl
age: çağ
millennium: milenyum

Frequency Adverbs (Süreklilik Zarfları)
anytime: Herhangi bir zaman
always: Her zaman
mostly: Çoğunlukla
often: Sıklıkla
occasionally: Ara sıra
sometimes: Bazen
rarely: Nadiren
never: Asla

Zamanla ilgili Kelimeler
now: şimdi
early: erken
late: geç
later: daha sonra
ago: önce
age: yaş
moment: an
date: tarih
calendar: takvim
clock: saat
tomorrow: yarın
today: Bugün
yesterday: Dün
previous: önceki
next: sonraki
recently: son zamanlarda
so far: iimdiye kadar
soon: Yakında
after: sonra
before: önce
during: süresince
eternal: Sonsuz

 

Saati Belirtme

more formal less formal
2.00 two o’clock two
2.10 ten past two two ten
2.15 a quarter past two two fifteen
2.20 twenty past two two twenty
2.20 twenty minutes past two two twenty
2.25 twenty-five past two two twenty-five
2.30 half past two two thirty
2.35 twenty-five to three two thirty-five
2.40 twenty to three two forty
2.45 a quarter to three two forty-five
2.50 ten to three two fifty
2.55 five minutes to three two fifty-five

Tarihin Doğru Yazımı

  • 4 Sept
  • 4 September
  • 4 September 2010
  • 4th September 2010
  • the 4th of September 2010
  • the 4th of September, 2010
  • Saturday, 4 September 2010
  • Saturday the 4th of September, 2010


Exmaple Sentences

What’s the time?
Saat kaç?

What time is it?
Saat kaç?

It is 2 o’clock.
Saat iki.

What is your date of birth?
Doğum tarihin nedir?

What day is it today?
Bugün günlerden ne?

There are twelve months in a year.
Bir yılda on iki ay vardır.

I work on weekdays.
Hafta içi çalışıyorum.

I got up before sunrise.
Gün doğumundan önce kalktım.

The bank is closed at the weekend.
Hafta sonları banka kapalı.

We walked along the beach at sunset.
Gün batımında sahil boyunca yürüdük.

Have you set a date for the meeting?
Toplantı için bir tarih belirlediniz mi?

A generation is considered to be about 30 years.
Bir nesil yaklaşık 30 yıl olarak kabul edilir.

The calendar year starts on 1 January.
Takvim yılı 1 Ocak’ta başlar.

We live in an age of technology.
Bir teknoloji çağında yaşıyoruz.

In – on – at (Zaman Edatları) | Konu Anlatımı ve Kullanım Örnekleri

‘In, on, at’ edatlarının kullanım yerleri oldukça fazladır. Aşağıda zaman için kullanım şekilleri ve örnekleri sıralanmıştır. Daha fazlası için sözlüğümüze göz atabilirsiniz.

in
on
at


In
: belli bir sürede veya belli bir süre içinde demek için kullanılır.

  • in April: Nisanda
  • in 2013: 2013’te
  • in the 1990s: 1990’larda
  • in 20th century: 20. yüzyılda
  • in 5 minutes: 5 dakikada, 5 dakika içinde
  • in two days: iki günde, iki gün içinde
  • in a week: bir haftada, bir hafta içinde
  • in summer: yazın, yaz ayları, yaz ayları içinde
  • in the morning: sabahleyin
  • in the past: geçmişte
  • in the future: gelecekte


On
: belli bir günü veya tarihi belirtmek için kullanılır.

  • on Monday: pazartesi, pazartesi günü
  • on Fridays: cumaları, cuma günleri
  • on June 1: 1 haziranda
  • on the 6th of January: ocağın 6’sında
  • on my birthday: doğum günümde
  • on Easter: Paskakalya’da, Paskalya gününde
  • on Monday morning: pazartesi sabahı, pazartesi sabahında


At
: belli bir saati veya kesin bir tarihi belirtmek için kullanılır.

  • at 4 o’clock: saat 4’te
  • at night: gece, geceleyin, geceleri
  • at noon: öğle, öğleyin
  • at sunset: gün batımında
  • at sunrise: gün doğumunda
  • at Christmast: Noel’de
  • at the moment: şu anda
  • at the same time: aynı anda
  • at lunchtime: öğle yemeğinde
  • at the weekend: haftasonunda
  • at present: şu anda, şimdi


Example Sentences

• I was born in 1990.
› 1990’da doğdum.

• I was born on 2 June 1990.
› 2 haziran 1990’da doğdum.

• My birthday is in June.
› Doğum günüm haziranda.

• I go on holiday in summer.
› Yazları tatile giderim.

• We can meet in the afternoon.
› Öğleden sonra buluşabiliriz.

• We can finish the work in two weeks.
› İki haftada işi bitirebiliriz.

• Are you free on Monday?
› Pazartesi günü boş musun?

• We usually meet on Saturdays.
› Genellikle cumaertesi günleri buluşuruz.

• He was born on June 1.
› 1 haziranda doğdu.

• He was born at 9.02 am, on June 1.
› 1 haziranda, sabah saat 9.02’de doğdu.

• I got up at 8.00 o’clock.
› Saat 8’de uyandım.

• I am busy at the moment.
› Şu an meşgulüm.

• I can do two things at the same time.
› Aynı anda iki şeyi yapabilirim.

• He will come on the 6th of January.
› Ocağın 6’sında gelecek.

• He wants to be a doctor in the future.
› Gelecekte doktor olmak istiyor.

• Life was hard in the past.
› Geçmişte hayat zordu.


∗ on Easter or at Easter?

Paskalya günün kendisinden bahsederken ‘on Ester’, Paskalya’dan genel olarak bahsetmek için ‘at Easter’ kalıbı kullanılır.

• I saw him on Easter.
› Onu Paskalya’da gördüm. (Paskalya günü)

• What do you do at Easter?
› Paskalya’da ne yaparsınız. (Paskalya süresince)

 

İngilizce Hava Durumu Kelimeleri ve Kullanım Örnekleri

İngiliz’de hava durumunu tarif etmek için kullanılan kelimeler, terimler ve tabirler aşağıda sıralanmıştır. Listenin sonunda temel, orta ve ileri seviye olarak ayrılmış örnek cümleler verilmiştir.


Hava Olayları

rainbow: gökkuşağı
cloud: bulut
fog: sis
mist: pus
haze: sis, pus
dew: çiy
frost: don, kırağı
rain: yağmur
shower:
(kısa süreli) yağmur
drizzle:
çiseleme

acid rain: asit yağmuru
rain cloud: yağmur bulutu
hail:
dolu
snow: kar

breeze: esinti, meltem
sea breeze: deniz meltemi
mountain breeze: dağ meltemi

wind: rüzgar
monsoon winds: muson rüzgarları
desert winds: çöl rüzgarları
storm: fırtına
ice storm: buz fırtınası

sand storm: kum fırtınası
dust storm: toz fırtınası
rain storm: yağmur fırtınası
snow storm: kar fırtınası
blizzard:
kar fırtınası
deluge:
tufan
hurricane: hortum, kasırga
tornado:
kasırga, hortum
typhoon: tayfun

lightning: şimşek
thunder:
gök gürültüsü
thunderbolt: yıldırım

thunderstorm: gök gürültülü sağanak yağış


Hava Durumuyla ilgili Kelimeler

sky: gökyüzü
sun: güneş
daylight: gün ışığı
sunlight: güneş ışığı
moonlight:
ay ışığı

sunshine: gün ışığı
sunset: gün batımı
sunrise: gün doğumu

air: hava
weather: hava, hava durumu
weather forecast: hava tahmini
weather condition: havanın durumu
weather report: hava raporu
degree: derece
celsius: santigrat
fahrenheit:
fahrenayt

temperature: sıcaklık
pressure:
basınç
humidity:
nem
moisture:
nem

thermometer: termometre
barometer: barometre
anemometer: anemometre
hygrometer: higometre
effective rainfall: etkin yağış
explosive warming: aşırı ısınma
sensible temperature: hissedilir sıcaklık
pressure change: basınç değişimi

ice sheet: buz tabakası
black ice: siyah buz
wind speed: rüzgar hızı
falling snow: yağan kar
snowfall: kar yağışı
rainfall: yağmur yağışı

aerodynamic: aerodinamik
avalanche: çığ
raindrop: yağmur damlası
snowflake: kar tanesi
hailstone: dolu tanesi
heat: ısı
heat wave: ısı dalgası
drought: kuraklık
flood: sel
fall: yağmak
melt: erimek
thraw: çözülmek
freeze: donmak
condensation: buğu, yoğunlaşma
cooling: soğuma
super cooling: aşırı soğuma


Hava Durumunu Tanımlayan Kelimeler&Tabirler

arid: kurak
breezy: esintili
calm: sakin
chilly: serin
clear: açık

cloudy: bulutlu
cloudless: bulutsuz
cold: soğuk

cool: serin, soğuk
damp air: nemli hava
dense: yoğun
dense fog: yoğun sis
dry: kuru
dry air: kuru hava

dry ice: kuru buz
falling snow: yağan kar
foggy: sisli
frostbite: don ısırması
frosty: ayaz

foggy: sisli
frostbite: don ısırması
frosty: ayaz
greasy: bulanık gökyüzü
gusty: esintili
heavy:
şiddetli, yoğun
heavy fog: yoğun sis
heavy rain: şiddetli yağmur, sağanak
high:
yüksek
high pressure:
yüksek basınç
high cloud:
yüksek bulut
high temperature:
yüksek sıcaklık
hot: sıcak
hot winds: sıcak rüzgârlar
humid: nemli
icy: buzlu

light: hafif
light rain: hafif yağmur
low: alçak, düşük
low cloud: alçak bulut
low pressure: alçak basınç
low temperature: düşük sıcaklık
mild: ılıman, ılık
mild climate:
ılıman iklim
mild air:
ılık hava
misty: puslu
muggy: boğucu hava
overcast: kapalı
partly cloudy: parçalı bulutlu

pouring: sağanak, yoğun yağmur
rainy: yağmurlu
sleet: sulu kar
slushy: çamurlu, sulu kar
snowy: kar yağışlı
snow grains: donmuş kar
stormy: fırtınalı
strong winds: şiddetli, kuvvetli rüzgârlar
sunny: güneşli
warm: ılık
wet: yağmurlu

wind storm: fırtına
windless: rüzgarsız
windy: rüzgarlı


Havayı Tanımlayan Sıfatlar

awful: berbat, kötü
beautiful: güzel
bright: parlak
dull: kasvetli, basık
excellent: mükemmel
extremely: aşırı
good: iyi
miserable: kasvetli, boğuk
nice: iyi, hoş, tatlı
terrible: korkunç, berbat
wonderful: harika, muhteşem

 

∗ Günlük konuşma dilinde genellikle ‘weather’ yerine ‘it’ kullanılır.

The weather is rainy.
Hava yağmurlu

It is rainy.
Hava yağmurlu


EXAMPLES

(temel seviye)

How is the weather?
Hava nasıl?

What is the weather like?
Hava nasıl?

What is the weather like there?
Orada hava nasıl?

It’s rainy today.
Bugün hava yağmurlu.

It’s raining outside.
Dışarıda yağmur yağıyor.

There’s snow outside.
Dışarıda kar var.

The sky is overcast.
Gökyüzü kapalı

What is the weather like in summer in London?
Londra’da yaz aylarında hava nasıl?

What’s the temperature?
Sıcaklık kaç derece?

It may snow in the tomorrow.
Yarın kar yağabilir.

It was very windy yesterday.
Dün çok rüzgarlıydı.

You can not go out in this weather.
Bu havada dışarı çıkamazsınız.

It will be a bright and sunny day.
Parlak ve güneşli bir gün olacak.

There’s a gentle breeze outside.
Dışarıda hafif bir esinti var.

We are having beautiful weather today.
Bugün güzel bir hava geçiriyoruz.

It looks like rain.
Yağmur yağacak gibi.

(orta seviye)

He walks every day, whatever the weather.
Hava nasıl olursa olsun her gün yürür.

What is the avarage temperature here in summer?
Yazın burada ortalama sıcaklık nedir?

We will finish it today if the weather allows.
Hava izin verirse bugün bitireceğiz.

The weather turned cold on Friday.
Cuma günü hava soğudu.

There’s not any change in the weather.
Havada herhangi bir değişiklik yok.

Temperatures below freezing are normal here.
Burada donma noktasının altındaki sıcaklıklar normaldir.

The temperature has risen by five degrees.
Sıcaklıklar beş derece arttı.

Overnight the temperature fell as low as -20°C.
Gece sıcaklık -20°C’ye kadar düştü.

The snowfall continued through the night.
Kar yağışı gece boyunca devam etti.

The rain has started to abate.
Yağmur dinmeye başladı.

(ileri seviye)

Weather conditions are set to improve by Friday.
Cuma gününe kadar hava koşullarının düzelmesi bekleniyor.

Flights have been delayed because of the stormy weather.
Fırtınalı hava nedeniyle uçuşlar ertelendi.

We waited for a break in the weather, but it rained all day.
Havada bir iyileşme bekledik ama bütün gün yağmur yağdı.

What sort of weather did you have on your trip?
Seyahatinizde nasıl bir hava vardı?

The Met Office has predicted a week of weather with rain and wind.
Meteoroloji ofisi yağmurlu ve rüzgarlı bir hafta öngördü.

The mountain looks wonderful under a blanket of fresh snow.
Dağ, yeni yağmış kar örtüsünün altında harika görünüyor.

The flights were cancelled due to bad weather.
Kötü havadan ötürü uçuşlar iptal edildi.

Torrential rains and flash flooding caused large-scale damage to homes and infrastructure.
Şiddetli yağışlar ve ani sel, evlerde ve altyapıda büyük çapta hasara yol açtı.

Have Kelimesi ve Tüm Kullanımları | Collocations with Have

Have kelimesi ‘sahip olmak’ anlamına gelse de, belli kelimelerle kullanıldığında farklı anlamları ifade eder. Bu yönüyle, 100’den fazla anlamı ve 1000’e yakın kullanım şekli vardır. Aşağıda have kelimesiyle birlikte kullanılan kelimeler, sözcük grupları (collocations), örnek cümleler ve günlük kullanımlar verilmiştir. Daha fazlası için sözlüğümüzde have kelimesine bakabilirsiniz.

have

possession
have a car
have a house
have some sugar
have some milk
have money

possess/hold a quality
have dark hair
have blue eyes

have a career
have a bad temper
have a relationship
have a right
have no education
have no fear
have patience
have faith
have self-esteem
have skills
have a passion for

have sth available
have a chance
have time
have an opportunity
have food
have work
have a moment
have no choice
have access

experience/spend
have a good time
have a nice day
have a busy day
have a great weekend
have a hard time
have a difficult time
have a happy life
have difficulty
have an encounter
have an accident
have a problem
have a trip
have a journey
have a season
have trouble
have a night mare
have fun

suffer
have a backache
have a cold
have a headache
have an illness
have a disease
have fever
have a temperature
have flue
have a disability
have a fit
have a limp
have a lisp
have a problem
have a stroke

feeling/thought
have a feeling

have an idea
have a thought
have an impression
have a doubt
have a suspicion
have a goal
have a plan

do something
have a look

have a swim
have a drink
have a nap
have a snooze
have a bath
have a shower
have a bite
have a dance
have a dream
have a competition
have a confrontation
have a game
have a go
have a jog
have a laugh
have a listen
have a lie down
have a shave
have a smell
have a rest
have a ride
have a run
have a try
have a walk
have a wash
have a wish
have a think
have an excuse
have an experience
have a fall
have a drill
have a jacuzzi
have a scrub
have a stretch
have sex
have a workout
have an effect
have success

event
have a party

have a trip
have a birthday
have a concert
have a holiday
have a journey
have a meeting
have an event
have an exam
have an appointment
have an interview
have a lecture
have a lesson

talk
have a chat
have a conversation
have a talk
have a discussion
have a word

argue
have a fight
have a dispute
have a quarrel
have an argument

eat/drink
have breakfast
have lunch
have dinner
have a cup of tea
have a cup of coffee
have a drink
have something to eat
have a glass of wine
have a snack
have a meal
have a salad
have a sandwich
have a taste

Others
have a baby (= give birth)
have a haircut
have a massage
have a break
have a day off
have sympathy
have an energy bar


EXAMPLE SENTENCES

1.  She’s going to have a baby.
› Bir bebeği olacak.

2. I had a baby last year.
› Geçen yıl bir bebeğim oldu.

3. I have a severe headache.
› Şiddetli bir baş ağrım var.

4. I had a backache so I couldn’t sleep well last night.
› Sırtım ağrıdığı için dün gece rahat uyuyamadım.

5. I had a busy day.
› Yoğun bir gün geçirdim.

6. I always have a good time with her.
› Onunla her zaman iyi vakit geçiririm.

7. We had a great weekend.
› Harika bir hafta sonu geçirdik.

8. They had a hard time after his death.
› Ölümünden sonra zor zamanlar geçirdiler.

9. She wants to have a career as a singer.
› Şarkıcı olarak kariyer yapmak istiyor.

10. We still have a chance to solve the problem.
› Sorunu çözmek için hala şansımız var.

11. Call me when you have a chance.
› Fırsatın olduğunda beni ara.

12. You should have a haircut.
› Saçını kestirmelisin.

13. I want to have a holiday with my family.
› Ailemle tatil yapmak istiyorum.

14. She usually has a jog in the evening.
› Genellikle akşamları koşu yapar.

15. I have a lesson after an hour.
› Bir saat sonra dersim var.

16. Did you have fun at the party?
›  Partide eğlendin mi?

17. I have no fear of death.
›  Ölüm korkum yok.

18. I have no more patience.
› Artık sabrım kalmadı.

19. You need to have a rest.
› Dinlenmen lazım.

20. He is a man who has no self-esteem.
› Kendisine saygısı olmayan bir adamdır.

21. She was forced to have sex.
› Seks yapmaya zorlandı.

22. I have work to do.
› Yapacak işlerim var.

23. I have so much work to do today.
› Bugün yapacak çok işim var.

24. I think he’s having a heart attack.
› Sanırım kalp krizi geçiriyor.

25. I will have a job interview tomorrow.
› Yarın bir iş görüşmem olacak.

26. I had a long conversation with my friend.
› Arkadaşımla uzun bir sohbetimiz oldu.

27. I have faith in you.
› Sana inanıyorum.

28. I had a snack on the road.
› Yolda bir şeyler atıştırdım.

29. We have a big problem.
› Büyük bir sorunumuz var.

30. He had an accident yesterday.
› Dün kaza yaptı.

31. Do you have time for a talk?
› Konuşmak için zamanın var mı?

32. He had a bad fall yesterday.
› Dün kötü düştü.


DAILY EXPRESSIONS

• Have a good day!
› İyi günler!

• Have fun!
İyi eğlenceler!

• Have a nice holiday!
› İyi tatiller!

• Have a safe trip!
› Hayırlı yolculuklar!

• Have a look over there.
› Oraya bak.

• Have a nice flight!
› İyi ucuşlar!

Used to, be used to, get used to | Konu Anlatımı

Used to, be used to ve get used to İngilizce öğrencileri tarafından sık sık karıştırılan ve hata yapılan bir konudur. Bu karışıklığı gidermek için konu anlatımı, örnek cümleler ve yaygın hatalar birlikte verilmiştir.


USED TO
Kullanım: used to + infinitive (to do)

Geçmişte sürekli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemlerden ya da alışkanlıklardan bahsederken ‘used to’ kalıbını kullanırız. Türkçe’ye ‘yapardı, eskiden yapardı’ olarak tercüme edilir.

• We used to live in France (we don’t live in France now).
› Eskiden Fransa’da yaşardık (şu an Fransa’da yaşamıyoruz).

• Did you use to study English?
› İngilizce çalışır mıydın?

• Where did you use to live?
Nerede yaşıyordun?

• He didn’t use to smoke, but he does now.
› Eskiden sigara içmezdi, ama şimdi içiyor.


BE USED TO

Kullanım: be used to + verbing (doing), be used to + noun

Şu anda olan bir durumdan ya da alışkanlıktan bahsetmek için ‘be used to‘ kalıbı kullanılır. Türkçeye ‘alışkın’ olarak tercüme edilir.

I am used to getting up early.
› Erken kalkmaya alışkınım.

• I am not used to cold weather.
› Soğuk havaya alışkın değilim.


GET USED TO
Kullanım: get used to + verbing (doing), get used to + noun

Şu anda olan bir durumdan ya da alışkanlıktan bahsetmek için ‘be used to’ da olduğu gibi ‘get used to’ kalıbı da kullanılır. Türkçeye ‘alışır, alıştı, alışacak’ olarak tercüme edilir.

• I am getting used to working here.
› Burada çalışmaya alışıyorum.

• You will get used to the cold soon.
› Yakında bu soğuğa alışacaksın.


Yaygın Hatalar
He used to working here. 

✔︎ He used to work here.
› Eskiden burada çalışırdı.

✔︎ I am used to waking up early.
I am used to wake up early.
› Erken kalkmaya alışkınım.


Örnek Cümleler

I used to get up early.
› Eskiden erken kalkardım.

I am used to getting up early.
› Erken kalkmaya alışkınım.

I am getting used to get up early.
› Erken kalkmaya alışıyorum.

We used to be good friends.
› Eskiden iyi arkadaşlardık.

He never used to cry so much.
› Hiç bu kadar ağlamazdı.

We sometimes used to swim in the lake.
› Bazen gölde yüzerdik.

• He used to smoke.
› Eskiden sigara içerdi.

 

İngilizceyi doğru bir şekilde veya akademik düzeyde öğrenmek için, İngilizce düşünmenizi kolaylaştıran bilexis İngilizce-Türkçe akademik sözlüğünü kullanabilirsiniz.

 

İngilizce Telaffuzumu Nasıl Geliştirebilirim?

İngilizce telaffuz geliştirme hususunda birçok yazı ve makale kaleme alınmıştır. Genellikle telaffuz geliştemek için 10 şey yapmalısın, 15 adımda öğrenmelisin vb. gibi başlıklar vardır. Biz üç ana maddenin gerekli olduğunu -dinleme, IPA, alıştırma-, bu üç beceri olmadan İngilizce telaffuzun iyi ve doğru bir şekilde geliştirilemeyeceğini düşünüyoruz. Ama geriye kalan alıştırma yöntemlerinin kişiden kişiye değişebileceğinin altını çizdik. Yani, okumayı sevisyorsanız sesli İngilizce Kitap okuyarak veya konuşmayı seviyorsanız konuşarak telaffuzunuzu geliştirebilirsiniz.

1. Dinle

Kelimeleri doğru bir şekilde telaffuz etmek için ilk yapmanız gereken iyi bir dinleyici olmaktır. Sürekli ve düzenli olarak İngilizce bir şeyler dinlemeniz telaffuzunuzu günden güne daha iyiye gitmesini sağlayacaktır.

  • Sadece ses olan İngilizce radyo, müzik vb. dinleyebilirsiniz (kulak aşinalığı için)
  • Görsel içerikli İngilzce film, belgesel vb., ilk başta altyazılı sonra altyazısız olarak izleyebilirsiniz (anlama ve cümleleri birbirine bağlama becerisini geliştirmek için)


2. IPA Öğren

İngilizcedeki seslerin görsel temsili olan The International Phonetic Alphabet (IPA)’yı öğrenmeniz İngilizce’de olan ama Türkçe’de olmayan sesleri çıkarabilmeniz için en önemli yoludur. Bazı sözlüklerin İngilizce kelimelerin okunuşunu, Türkçe harflerle vermeleri büyük bir hatadır. Çünkü İngilizcedeki tüm sesleri Türkçe harflerle ifade edilmesi mümkün değildir.

  • Mesela IPA’da ‘æ’ harfinin a’dan e’ye geçen bir ses vardır, bu ses Türkçe’de ‘e’ olarak gösteriliyor. Yani ‘cat’ kelimesi ‘kæt’ değil ‘ket’ diye okunuşu gösteriliyor. Bir kişinin sadece 1 saat içinde  öğrenebileceği bir şey için böyle bir yanlışa sevk etmek ne kadar doğru!
  • Kelimelerin okunuşunu IPA ile veren sözlüklere başvurabilirsiniz. Böylece duymasanız bile her İngilizce kelimeyi yanlışsız telaffuz edebilirsiniz.

3. Alıştırma Yap

Eğer IPA’yı öğrendiniz ve dinleme becerinizi geliştirme aşamasındaysanız, yapmanız gereken alıştırma yapmaktır. Alıştırma yapmanın birçok yolu vardır ve bunlardan hangisi hoşunuza giderse ona ağırlık verebilirsiniz. Okumayı seviyorsanız okumaya, konuşmayı seviyorsanız konuşmaya ağırlık verebilirsiniz.

  • Ana dili İngilizce olan bir kimseyle veya İngilizce öğrenen biriyle sık sık konuşabilirsiniz
  • Sesli olarak kitap okuyabilirsiniz (günlük 10 dk yeterli olacaktır)
  • Şiir, atasözü veya tekerleme ezberleyip zaman zaman sesli telaffuz edebilirsiniz
  • Çıkaramadığınız kelimeleri not alıp üzerinde çalışabilirsiniz
  • Kendi telaffuzunuzu kaydedip dinleyebilir ve kendi hatalarınızı kontrol edebilirsiniz
  • Çene ve ağız yapınızı İngilizce sesleri daha iyi çıkarabilir hale getirmek için, ağzınıza kalem alıp alıştırma yapabilirsiniz

∗ Tarihin ilk hatibi olarak bilinen Çiçero hitabet yeteneğini geliştirmek için ağzına çakıl taşları alıp alıştırma yaptığı bilinmektedir. Kulağa ilk başta garip gelen bu bilgi, özellikle 20 yaşını aşmış ve bir yabancı dil öğrenmek isteyen kişiler için çok önemlidir. Belli bir yaşa gelindiğide çene ve ağız yapısı oturacağı için başka bir dildeki sesleri ağız ve çene kasları zorlamadan çıkarmak mümkün değildir. Bu yüzden garip de gelse ağza kalem alıp alıştırma yapmak oldukça gereklidir.

 

IPA (The International Phonetic Alphabet)

Kısa Sesliler
/ɪ/
     ‘i’ gibidir   ➢  hit /hɪt/, pick /pɪk/, miss /mɪs/
/e/   ⇒  ‘e’ gibidir     let /let/ neck /nek/mess /mes/ wet /wet/
/æ/  ⇒  ‘a’ dan ‘e’ ye geçen bir ses  cat /kæt/, sat /sæt/, back /bæk/ »
/ʌ/   ⇒  ‘a’ gibidir    cut /kʌt/, luck /lʌk/, cup /kʌp/
/ɒ/     genellikle ‘o’ ya karşılık gelir    hot /hɒt/, boss /bɒs/, top /tɒp/
/ə/   ⇒  ‘e’, ‘a’ veya ‘ı’ ya karşılık gelir    about /əˈbaʊt/, system /ˈsɪs.təm/, complete /kəmˈpliːt/

Uzun Sesli Harfler
/i:/   uzatması olan ‘i’   ➢  week /wi:k/, feet /fi:t/, keep /ki:p/
/ɑ:/  uzatması olan ‘a’  ➢  hard /ha:/, park /pa:k/
/ɔ:/   uzatması olan ‘o’   ➢  fork /fɔ:k/, walk /wɔ:k/, August /ɔːˈɡʌst/

/ɜ:/     ‘ö’ gibidir     heard /hɜ:d/, word /wɜ:d/
/u:/    uzatması olan ‘u’   ➢  boot /bu:t/, group /gru:p/

İki Sesli Harfler
/eɪ/    ‘ey’ gibi     place /pleɪs/, late /leɪt/
/oʊ/    ‘o’ dan yumaşak ‘v’ ye geçen ses  home /hoʊm/, phone /foʊn/
/aʊ/    ‘a’ dan yumuşak ‘v’ ye geçen ses   ➢  mouse /maʊs/, brown /braʊn/
/ɪə/    ‘iı’ gibi     clear /klɪə(r)/, fear /fɪə(r)/
/eə/  ⇒  ‘eı’ gibi    care /keə/, wear /weə/
/ɔɪ/    ‘oy’ gibi    boy /bɔɪ/, toy /tɔɪ/
/aɪ/    ‘ay’ gibi   find /faɪnd/, bite /baɪt/
/ʊə/    ‘yuı’ gibi    tour /tʊə(r)/, pure /pʊə(r)/

Sessiz harfler
/b/
  ‘b’ ile aynı  bee /bi:/
/d/  ‘d’ ile aynı  dad /dæd/
/f/   ‘f’ ile aynı    feet /fi:t/
/g/   ⇒  ‘g’ ile aynı    group /gru:p/
/h/ ⇒  ‘h’ ile aynı    home /hoʊm/
/dʒ/ ⇒  ‘c’ ye benzer     wage /weɪdʒ/
/k/    ‘k’ ile aynı     cut /kʌt/, keep /ki:p/
/l/    ‘l’ ile aynı     let /let/
/m/   ⇒ ‘m’ ile aynı    miss /mɪs/
/n/   ‘n’ ile aynı     noun /nuːn/
/p/     ‘p’ ile aynı    pick /pɪk/
/r/    ‘r’ ile aynı     roof /ruːf
/s/    ‘s’ ile aynı  sat /sæt/
/t/     ‘t’ ile aynı    top /tɒp/
/v/    ‘v’ ile aynı   vain /veɪn/
/w/     kalın ‘v’    wet /wet/
/z/   ‘z’ ile aynı    always /ˈɔːlweɪz/
/ʒ/     ‘j’ ye benzer     divison /dɪˈvɪʒn/
/tʃ/    ‘ç’ ye benzer    chair tʃeə(r)
/ʃ/  ‘ş’ ye benzer    shine /ʃaɪn/
/θ/    peltek ‘ts’ gibi     think /θɪŋk/
/ð/  peltek ve kalın ‘d’ gibi    this /ðɪs/
/ŋ/  nazal ‘n’ gibi    going /ˈɡəʊɪŋ/
/j/    ‘yu’ gibi     usual /ˈjuːʒuəl/

/ɪ/     ‘i’ gibidir (açıklamalar Türkçe okunuşa göredir)

 

 

 

 

 

Able Kelimesi ve Aile Grubu | Word Family

able • ability • inability • disability • unable • disabled • enable • disable • ably

able
1-) -ebilmek
Are you able to swim?
Yüzebilir misin?

You must be able to speak English for this job.
Bu iş için İngilizce konuşabilmelisin.

2-) becerikli, yetenekli, mahir, usta
She is a very able dancer.
O, çok yetenekli bir dansçı.

He is one of the ablest poets.
O, en usta şairlerden biridir.

ability (noun)
beceri, yetenek, kabiliyet
• Her musical ability is impressive.
› Müzik yeteneği etkileyici.

inability (noun)
yetersizlik, beceriksizlik
• Her inability to understand the situation annoyed me.
› Durumu anlamadaki beceriksizliği canımı sıktı.

disability (noun)
özürlülük, sakatlık, sakat olma
• Her disability was caused by the accident.
› Onun sakatlığı kazadan kaynaklandı.

unable (adjective)
gücü yetmez, aciz, beceremez
• He was unable to move.
› Hareket edemiyordu.

disabled (adjective)
engelli, sakat, özürlü
• The accident left him disabled.
› Kaza onu sakat bıraktı.

enable (verb)
mümkün kılmak, olanak sağlamak
• The password enables access to the internet.
› Şifre internete erişim sağlar.

disable (verb)
etkisiz kılmak, devre dışı bırakmak
• The burglars had disabled the alarm.
› Hırsızlar alarmı devre dışı bırakmış.

ably (adverb)
beceriyle, ustaca, ustalıkla
• He answered all questions ably.
› Tüm soruları ustalıkla yanıtladı.