Set Kelimesinin Anlamları ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Set, get, have’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını ezberlemek oldukça zordur. Bu kelimeleri, sözcük grupları (collocations) olarak öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘set’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve örnekler verilmiştir. Daha fazlası için İngilizce sözlüğümüze bakabilirsiniz.

set

 

COLLOCATIONS

set the alarm: alarm kurmak
set the watch: saati ayarlamak
set the table: sofrayı kurmak, masayı hazırlamak
set a trap: tuzak kurmak
set in motion: harekete geçirmek
set on fire: ateşe vermek, kundaklamak
set free: serbest bırakmak
set a target: hedef belirlemek, hedef koymak
set a goal: hedef belirlemek, hedef koymak
set a record: rekor kırmak
set a task: görev vermek
set work: iş vermek
(novel) set: roman (-de) geçmek
(movie) set: film (-de) geçmek
(story) set: hikaye (-de) geçmek
(the sun) set: güneş batmak
(village) be set: köy kurulu olmak, bulunmak
set a precedent: emsal oluşturmak
set an example: örnek olmak
set a standard: standart belirlemek
set a date: tarih belirlemek
set the agenda: gündem belirlemek
set a value: değer belirlemek
set a price: fiyat belirlemek, fiyat koymak
set a limit: sınır koymak, limit belirlemek

 

ÖRNEK CÜMLELER

Have you set the alarm?
› Alarmı kurdun mu?

I set my watch by the TV.
› Saatimi televizyona göre ayarladım.

I set the table for dinner.
› Akşam yemeği için sofrayı kurdum.

He set the machine in motion.
› Makineyi harekete geçirdi.

All the hostages was set free.
› Tüm rehineler serbest bırakıldı.

Demonstrators set the cars on fire.
› Göstericiler arabaları kundakladı.

They have set a growth target of 12%.
› %12 büyüme hedefi koydular.

He set a difficult goal for himself.
› Kendine zor bir hedef koydu.

She set a new world record.
› Yeni bir dünya rekoru kırdı.

They set me to work painting the walls.
› Duvarı boyama işini bana verdiler.

The movie is set in London.
› Film Londra’da geçiyor.

The novel is set in the 1970s.
› Roman 1970’lerde geçiyor.

The sun sets in the west.
› Güneş batıdan batar.

She set the oven to 250 degrees.
› Fırını 250 dereceye ayarladı.

He sets a bad example for other children.
› Diğer çocuklara kötü örnek oluyor.

Have you set a date for the wedding?
› Düğün için bir tarih belirlediniz mi?

Big corporations set the agenda nowadays.
› Bugünlerde gündemi büyük şirketler belirliyor.

A country alone can’t set the price of oil.
› Bir ülke tek başına petrol fiyatını belirleyemez.

The committee has set new limits on spending.
› Komite, harcamalara yeni sınırlar koydu.
› Komite, harcamalara yeni kısıtlamalar getirdi.

The village was set on a hill.
› Köy bir tepenin üzerine kurulmuş.
› Köy bir tepenin üzerinde bulunuyor.

 

İngilizcede Düzensiz fiiler (Irregular Verbs)

İngilizcede fiiller düzenli fiiller ve düzensiz fiiller olmak üzere ikiye ayrılır. Past Tense ve Past Participle formundaki cümlelerde fiiller belli ekler alır. Düzenli fiiller bu kurala uyarken, düzensiz fiiller uymaz ve kullanıldığı zamana göre kelimede değişiklikler olur. Aşağıda yaygın olarak kullanılan bazı düzensiz fiillerin V1, V2 ve V3 halleri verilmiştir.

 

 V1 Base Form V2 Past Simple V3 Past Participle Türkçesi
 arise arose arisen kalkmak
 awake awoke awoken uyandırmak
 be was, were been olmak
 bear bore  borne dayanmak
 beat beat beaten vurmak
 become became become olmak
 begin began begun başlamak
 bend bent bent bükmek
 bet bet bet bahse girmek
 bid bid, bade bid, bidden emretmek
 bind bound bound bağlamak
 bite bit bitten ısırmak
 bleed bled bled kanamak
 blow blew blown esmek
 break broke broken kırmak
 breed bred bred doğurmak
 bring brought brought getirmek
 broadcast broadcast broadcast yayımlamak
 build built built inşa etmek
 burn burned, burnt burned, burnt yakmak
 burst burst burst patlamak
 buy bought bought satın almak
 catch caught caught yakalamak
 choose chose chosen seçmek
 cling clung clung sarılmak
 clothe clothed clothed giydirmek
 come came come gelmek
 cost cost cost mal olmak
 creep crept crept emeklemek
 cut cut cut kesmek
 daydream daydreamed, daydreamt daydreamed, daydreamt hayal kurmak
 deal dealt dealt anlaşmak
 dig dug dug kazmak
 disprove disproved disproved çürütmek
 do did done yapmak
 draw drew drawn çizmek
 dream dreamed, dreamt dreamed, dreamt rüya görmek
 drink drank drunk içmek
 drive drove driven sürmek
 dwell dwelt, dwelled dwelt, dwelled ikamet etmek
 eat ate eaten yemek
 fall fell fallen düşmek
 feed fed fed beslemek
 feel felt felt hissetmek
 fight fought fought dövüşmek
 find found found bulmak
 fit fitted, fit fitted, fit uymak
 flee fled fled firar etmek
 fling flung flung fırlatıp atmak
 fly flew flown uçmak
 forbid forbade forbidden yasaklamak
 forecast forecast, forecasted forecast, forecasted tahmin etmek
 forego forewent foregone vazgeçmek
 foresee foresaw foreseen öngörmek
 foretell foretold foretold önceden bilebilmek
 forget forgot forgotten unutmak
 forgive forgave forgiven affetmek
 forsake forsook forsaken bırakıp gitmek
 freeze froze frozen dondurmak
 get got got, gotten almak
 give gave given vermek
 go went gone gitmek
 grow grew grown büyümek
 hang hung hung asmak
 have had had sahip olmak
 hear heard heard işitmek
 hide hid hidden saklamak
 hit hit hit vurmak
 hold held held kaldırmak
 hurt hurt hurt acıtmak
 keep kept kept tutmak
 know knew known bilmek
 lay laid laid uzanmak
 lead led led önderlik etmek
 lean leant, leaned leant, leaned eğilmek
 learn learned, learnt learned, learnt öğrenmek
 leave left left terk etmek
 lend lent lent ödünç vermek
 let let let izin almak
 lie lied lied yalan söylemek
 lose lost lost kaybetmek
 make made made yapmak
 mean meant meant anlamına gelmek
 meet met met görüşmek
 pay paid paid ödemek
 put put put koymak
 quit quit quit bırakmak
 read read read okumak
 ride rode ridden sürmek
 ring rang rung zil çalmak
 rise rose risen yükselmek
 run ran run koşmak
 say said said söylemek
 see saw seen görmek
 sell sold sold satmak
 send sent sent göndermek
 set set set ayarlamak
 shake shook shaken sallamak
 shine shone shone parlamak
 shoot shot  shot ateş etmek
 show showed shown göstermek
 shrink shrank shrunk küçültmek
 shut shut shut kapatmak
 sing sang sung şarkı söylemek
 sit sat sat oturmak
 sleep slept slept uyumak
 speak spoke spoken konuşmak
 spend spent spent harcamak
 spill spilt, spilled spilt, spilled dökmek
 spread spread spread yaymak, sermek
 speed sped sped hızla gitmek
 stand stood stood beklemek
 steal stole stolen çalmak
 stick stuck stuck batırmak
 sting stung stung sokmak
 stink stank stunk kötü kokmak
 swear swore sworn küfretmek
 sweep swept swept süpürmek
 swim swam swum yüzmek
 swing swung swung sallamak
 take took taken almak
 teach taught taught öğretmek
 tear tore torn yırtmak
 tell told told anlatmak
 think thought thought düşünmek
 throw threw thrown atmak
 understand understood understood anlamak
 wake woke woken uyanmak
 wear wore worn giymek
 win won won kazanmak
 write wrote written yazmak

 

 Notlar

• ‘Get’ fiilinin V2 ve V3 hali ‘got’ şeklindedir. Ancak konuşulan Amerikan İngilizcesinde V3 hali ‘gotten’ şeklindedir.

• ‘Fit’ kelimesi V2 ve V3 hali genel olarak ‘fitted’ şeklindedir. Ancak Amerikan İngilizcesinde ‘fit’ şeklinde kullanılır.

• ‘Learn’ fiili V2 ve V3 hali Amerikan İngilizcesinde ‘learned’, British İngilizcesinde ‘learned ve learnt’ şeklindedir.

• ‘Lean’ fiili V2 ve V3 hali genel olarak ‘leaned’ şeklindedir. Ancak British İngilizcesinde ‘leant’ şeklinde de kullanılır.

Run Kelimesinin Anlamları ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Have, get, make, run’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını ezberlemek oldukça zordur. Bu kelimeleri, sözcük grupları (collocations) olarak öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘run’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve örnek cümleler verilmiştir. Daha fazlası için İngilizce sözlüğümüze bakabilirsiniz.

run

 

COLLOCATIONS

run fast: hızlı koşmak
run a marathon: maraton koşmak
come running: koşarak gelmek
go running: koşuya çıkmak
run in a race: yarışta koşmak
run a company: şirket yönetmek
run a business: iş yönetmek, iş yürütmek
run a campaign: kampanya yürütmek
run a course: kurs vermek, kurs düzenlemek
run on petrol: benzinle çalışmak
run the engine: motoru çalıştırmak
run the tap: musluğu açmak

run a program: program çalıştırmak
run an application: uygulama çalıştırmak
run one’s  life: birinin hayatını yönetmek
run for president: başkanlığa aday olmak
run in an election: seçimde aday olmak
run a cable: kablo çekmek, kablo döşemek
(nose) run: burun akmak
(water) run: su akmak
(tear) run: gözyaşı akmak
(road) run: yol uzanmak, geçmek
(bus) run: otobüs işlemek, sefer yapmak

 

ÖRNEK CÜMLELER

I can’t run fast.
› Hızlı koşamam.

I have never run a marathon.
› Hiç maraton koşmadım.

He came running to school.
› Koşarak okula geldi.

How often do you go running?
› Ne sıklıkla koşuya çıkarsın?

She runs her own cafe.
› Kendi kafesini işletiyor.

The company was badly run.
› Şirket kötü yönetildi.

Don’t try to run my life.
› Hayatımı yönetmeye çalışma.

He knows well how to run a business.
› Bir işi nasıl yürüteceğini iyi bilir.

My car runs on diesel.
› Arabam dizelle çalışıyor.

Can you run the machine?
› Makineyi çalıştırabilir misin?

The engine is running smoothly.
› Motor sorunsuz çalışıyor.

I couldn’t run this program on my computer.
› Bu programı bilgisayarımda çalıştıramadım.

Who left the tap running?
› Musluğu kim açık bıraktı?

My nose is running from cold.
› Burnum soğuktan akıyor.

The onion makes my eyes run.
› Soğan gözlerimi yaşartıyor.

The school runs English courses for adults.
› Okul yetişkinler için İngilizce kursları veriyor.

She is planning to run for president.
› Başkanlığa aday olmayı planlıyor.

I’ve spent the whole day running around after the kids.
› Bütün günü çocukların peşinde koşuşturarak geçirdim.

He ran a cable under the carpet.
› Halının altından kablo çekti.

The path runs along the river.
› Patika nehir boyunca uzanıyor.

The tears were running down her cheeks.
› Gözyaşları yanaklarından aşağı akıyordu.

• Everything is running according to plan.
› Her şey plana göre ilerliyor.

He made a fortune by running drugs.
› Uyuşturucu kaçırarak bir servet kazandı.

He had the machine running.
› Makineyi çalıştırdı.

İngilizce’de Kıyafetler ve Kullanım Örnekleri

Aşağıda İngilizce’de kıyafetler; üst giyim, alt giyim, iç giyim, alt ve üst giyim, aksesuar ve ayağa giyilenler şeklinde kategorilere ayrılarak listelenmiştir. Ayrıca kıyafetlerle ilgili kelimeler ve fiiller, kıyafet materyalleri, desen türleri de eklenerek kullanım örnekleriyle açıklanmıştır. Listenin sonunda kıyafetlerle ilgili bazı notlar verilmiştir.

 

TOP CLOTHING (ÜST GİYİM)
• blouse: bluz
• t-shirt: tişört
• cardigan: hırka
jacket: ceket
• sweater: süveter, kazak
• sweatshirt: eşofman üstü, penye
• pullover: süveter, kazak
• shirt: gömlek
• vest: fanila
• waistcoat: yelek
• coat: kaban, manto, palto

BOTTOM CLOTHING (ALT GİYİM)
skirt: etek
tights: tayt, külotlu çorap
• pantyhose: tayt, külotlu çorap
pants: pantolon
• jeans: kot pantolon
• trousers: pantolon (kumaş pantolon)
• shorts: şort
• mini skirt: mini etek

TOP AND BOTTOM CLOTHING (ALT VE ÜST GİYİM)
• dress: elbise
• evening gown: abiye
• evening dress: abiye
• nightdress: gecelik
• nightgown: gecelik
• suit: takım elbise
tuxedo: smokin
• wedding dress: gelinlik
• dressing gown: sabahlık
• raincoat: yağmurluk
• overalls: iş tulumu
• bathrobe: bornoz
• pyjamas: pijama
• pajamas: pijama
• tracksuit: eşofman
sweats: eşofman
• bikini: bikini
• swimming suit: mayo
• swimming trunks: erkek mayosu

UNDERWEAR (İÇ GİYİM)
• bra: sütyen
• panties: külot
• slip: iç gömlek
• underwear: iç giyim, iç çamaşırı
• underpants: iç çamaşırı
• undershirt: atlet
• athlete: atlet
• boxers: boksör şort

ACCESSORY (AKSESUAR)
• scarf: eşarp, atkı
• wrap: şal
belt: kemer
• tie: kravat
• cap: kep
• bow tie: papyon
• beret: bere
• hat: şapka
• gloves: eldiven
• mittens: tek parmaklı eldiven
umbrella: şemsiye
wallet: cüzdan (erkek)
• purse: cüzdan (kadın)
• buckle: kemer tokası

FOOTWEAR (AYAĞA GİYİLENLER)
• shoe: ayakkabı
• slipper:
terlik
• sock: çorap
• hose: çorap
• stocking: çorap (kadın)
• trainer: spor ayakkabı
• sneaker: spor ayakkabı
• tennis shoe: tenis ayakkabısı
• boot: bot
• sandal: sandalet
• flip-flops: parmak arası terlik
• crampoon: krampon
• high heels: topuklu ayakkabı

KIYAFETLERLE İLGİLİ KELİMELER
• button: düğme
• zipper: fermuar
• hood: kapüşon
• pocket: cep
• sleeve: kol
• collar: yaka
• shoelace: bağcık
• sole: taban
• fasion: moda
• seasonal: sezonluk
• size: beden, ölçü, numara

PATTERN (DESEN)
• flowered: çiçekli
• patterned: desenli
• checked: kareli
• colored: renkli
• showy: gösterişli
• simple: sade
• spotted: benekli, puantiyeli
• striped: çizgili
• tartan: ekose
• stylish: şık

MATERIAL (MALZEME/KUMAŞ)
• cotton: pamuk
• silk: ipek
• wool: yün
• leather: deri
• rubber: kauçuk
• linen: keten
• velvet: kadife
• fur: kürk
• denim: kot kumaşı
flannel: fanila

KIYAFETLERLE İLGİLİ FİİLLER
• wear: giymek
• put on: giyinmek
• try on: üstünde denemek
• get dressed: giyinmek
• get undressed: soyunmak
• take off: çıkarmak
• change: üst değiştirmak

KULLANIM ÖRNEKLERİ
• He wore a white shirt.
› Beyaz bir gömlek giydi.

He doesn’t like to wear a tie.
› Kravat takmayı sevmiyor.

He didn’t wear sunglasses.
› Güneş gözlüğü takmadı.

• I have to get dressed now.
› Şimdi giyinmem gerekiyor.

• I want to take off my coat.
› Paltomu çıkarmak istiyorum.

• This dress fitted you perfectly.
› Bu elbise sana tam oturdu.

• Let me take your coat.
› Paltonuzu alayım.

• He had a short-sleeved shirt on.
› Üzerinde kısa kollu bir gömlek vardı.

• What’s your shoe size?
› Ayakkabı numaran kaç?

• Do you have this jacket in a bigger size?
› Bu ceketin daha büyük bir bedeni var mı?

• I need clean clothes.
› Temiz kıyafetlere ihtiyacım var.

• I’ll wash the dirty clothes.
› Kirli elbiseleri yıkayacağım.

• She changed for dinner.
› Akşam yemeği için üstünü değiştirdi.

• Can you zip up my dress?
› Elbisemin fermuarını çekebilir misin?

• My shirt button came off.
› Gömleğimin düğmesi çıktı.

• She undressed and got into bed.
› Soyundu ve yatağa girdi.

• He is dressed in a black suit.
› Siyah bir takım elbise giyinmiş.

• Try the jacket on before you buy it.
› Satın almadan önce ceketi dene.

• He wore a waistcoat over his shirt.
› Gömleğinin üstüne bir yelek giydi.

• Spotted shirts are fashionable this season.
› Benekli gömlekler bu sezon moda.

• They wore traditional Indian clothing.
› Geleneksel Hint kıyafetleri giydiler.

• The Scottish are known for their tartan clothes.
› İskoçlar ekose kıyafetleriyle bilinir.

 

  Notlar

İngilizcede çift olan her şey çoğul kabul edilir. Bu yüzden iki parçadan oluşan kıyafetler çoğul olarak kabul edilir. Bu kelimeleri tekil yapmak için a pair of kalıbını kullanırız.

I bought a pair of trousers.
Bir tane pantolon aldım.
(bir çift pantolon aldım değil -Türkçede böyle bir kullanım yok.)

I bought a pair of shoes.
Bir tane ayakkabı aldım.
(bir çift ayakkabı aldım -Türkçede bu şekilde de kullanıldığı için iki şekilde çevirisi yapılabilir ama birinci çeviri daha doğrudur.)

Shoe, çift bir ayakkabının tekinden veya genel bir anlamdan bahsetmek için, shoes ise bir çift ayakkabıdan veya ayakkabılardan bahsetmek için kullanılır.

• I can’t find my shoes.
› Ayakkabımı bulamıyorum. (bir çift)
Ayakkabılarımı bulamıyorum. (birden fazla çift)

• I can’t find my shoe.
› Ayakkabımı bulamıyorum. (ayakkabının tekini)

They run a shoe shop. (genel)
Bir ayakkabı mağazası işletiyorlar.

Clothing ve clothes eş anlamlıdır. Türkçeye ‘kıyafet, elbise, kıyafetler, giyecek, giyim’ olarak çevirilir. Ancak clothing daha resmi bir kullanımdır. İkisinin de tekil kullanımı yoktur. Tekil yapmak için a piece/item/​article of clothing kullanılır.

Nightie ‘nightdress ve nightgown’ ın resmi olmayan kullanımıdır.
Hose stockings, socks ve tights kelimelerini kapsayan genel bir isimdir

İngilitere İngilizcesi: tights, trousers, nightdress, dungarees, trainer, pyjamas, pullover.
Amerikan İngilizcesi: pantyhose, pants, nightgown, overalls, bib overalls, sneaker, pajamas.

 

Make Kelimesinin Anlamları ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Make, get, have’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını ezberlemek oldukça zordur. Bu kelimeleri, sözcük grupları (collocations) olarak öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘make’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve örnekler verilmiştir. Daha fazlası için İngilizce sözlüğümüze bakabilirsiniz.

make

 

COLLOCATIONS

make a mistake: hata yapmak
make a plan: plan yapmak, planlamak
make a noise: gürültü yapmak
make dinner: akşam yemeği yapmak
make coffee: kahve yapmak
make a cake: pasta yapmak
make a decision: karar vermek
make an offer: teklif yapmak
make a choice: seçim yapmak
make a list: liste yapmak
make a call: telefon etmek
make sure: emin olmak
make bed: yatağı toplamak
make a mess: dağıtmak
make time: zaman ayırmak
make progress: ilerlemek, ilerleme kaydetmek
make friends: arkadaşlık kurmak
make peace: barışmak, barış yapmak
make love: sevişmek
make money: para kazanmak
make a profit: kar etmek
make a living: geçimini sağlamak
make a fortune: servet kazanmak, servet yapmak
make trouble: sorun çıkarmak
make someone angry: birini kızdırmak
make someone happy: birini mutlu etmek
make someone laugh: birini güldürmek
make someone think: birini düşündürmek
make something easy: bir şeyi kolaylaştırmak

 

ÖRNEK CÜMLELER

I need to make a difficult decision.
› Zor bir karar vermem gerekiyor.

You made a wrong choice.
› Yanlış bir seçim yaptın.

• Make sure you lock the door when you leave.
› Çıkarken kapıyı kilitlediğinden emin ol.

I make my bed before breakfast.
› Kahvaltıdan önce yatağımı toplarım.

What do you want me to make for dinner?
› Akşam yemeği için ne yapmamı istersin?

Her mother made a cake for us.
› Annesi bize pasta yaptı.

The news made him happy.
› Haber onu mutlu etti.

Technology makes our lives easier.
› Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor.

He is making a list of the candidates.
› Adayların bir listesini yapıyor.

Being a teacher is not a good way to make money.
› Öğretmen olmak para kazanmak için iyi bir yol değil.

He made a fortune in the technology business.
› Teknoloji işinden bir servet kazandı.

I’d better make a note of his advice.
› Onun tavsiyesini not etsem iyi olur.

You can’t learn a language without making an effort.
› Çaba harcamadan bir dil öğrenemezsiniz.

You two, stop fighting and make peace.
› Siz ikiniz, kavga etmeyi bırakın ve barışın.

He always makes trouble for us.
› Bize hep sorun çıkarır.

He always makes me laugh.
› Beni her zaman güldürür.

I’ll try to make time to visit you tomorrow.
› Yarın seni ziyaret etmek için zaman ayırmaya çalışacağım.

He makes a living as a singer.
› Şarkıcı olarak geçimini sağlıyor.

This dress makes me look fat.
› Bu elbise beni şişman gösteriyor.

We’re making plans to travel to France next year.
› Gelecek yıl Fransa’ya seyahat etmeyi planlıyoruz.

She refused to make love before marriage.
› Evlilikten önce sevişmeyi reddetti.

 

 

İngilizcede Hayvanlar

İngilizcede hayvanlar; memeliler, kuşlar, deniz canlıları, böcekler ve sürüngenler şeklinde kategorilere ayrılarak listelenmiştir. Ayrıca listenin sonuna hayvanlarla ilgili kelimeler, hayvanların çıkardığı sesler, hayvanların eylemleri eklenmiş ve kullanım örnekleriyle açıklanmıştır.

 

MEMELİLER
• cat: kedi
dog: köpek
lion: aslan
panda: panda
horse: at
ox: öküz
pig: domuz
goat: keçi
sheep: koyun
cow: inek
rabbit: tavşan
otter: su samuru
kangaroo: kanguru
monkey: maymun
mole: köstebek
elephant: fil
giraffe: zürafa
fox: tilki
hedgehog: kirpi
deer: geyik
bat: yarasa
wolf: kurt
tiger: kaplan
mouse: fare
zebra: zebra
camel: deve
hippopotamus: hipopotam
donkey: eşek
bear: ayı
polar bear: kutup ayısı
squirrel: sincap
Koala: Koala
•  wildcat: vaşak

KUŞLAR
• bird: kuş
parrot: papağan
duck: ördek
penguin: penguen
ostrich: devekuşu
owl: baykuş
chicken: tavuk
turkey: hindi
flamingo: flamingo
pigeon: güvercin
stork: leylek
eagle: kartal
pelican: pelikan
peacock: tavus kuşu
woodpecker: ağaçkakan
sparrow: serçe
crow: karga
hawk: şahin
seagull: martı
swan: kuğu
buzzard: şahin
cuckoo: guguk kuşu
dove: kumru
finch: saka
wren: çalıkuşu
vulture: akbaba
raven: kuzgun
magpie: saksağan
nightingale: bülbül
bird of prey: yırtıcı kuş
seabird: deniz kuşu

DENİZ CANLILARI
• fish: balık
whale: balina
dolphin: yunus
shark: köpek balığı
jellyfish : denizanası
sponge: sünger
coral: mercan
octopus: ahtapot
mussel: midye
cuttle fish: mürekkep balığı
crab:yengeç
lobster: ıstakoz
shrimp: karides
sea-urchin: deniz kestanesi
starfish: deniz yıldızı
turbot: kalkan
perch: levrek
haddock: mezgit
rough ray: vatoz
eel: yılan balığı
carp: sazan
tuna: ton balığı
anchovy: hamsi
trout: alabalık
halibut: dil balığı
catfish: yayın balığı
cod: morina balığı
mackerel: uskumru
plaice: pisi balığı
salman: somon balığı
sea lion: ayı balığı
seal: fok
squid: mürekkep balığı
stingray: iğneli vatoz
walrus: deniz aygırı
crayfish: kerevit
oyster: istiridye

BÖCEKLER
• insect: böcek
worm: solucan
ant: karınca
bee: arı
beetle: böcek
butterfly: kelebek
caterpillar: tırtıl
centipede: kırkayak
cockroach: hamam böceği
cricket: cırcır böceği
firefly: ateş böceği
flea: pire
fly: sinek
gnat: tatarcık
grasshopper: çekirge
ladybird: uğur böceği
mosquito: sivrisinek
scorpion: akrep
slug: sümüklü Böcek
snail: salyangoz
spider: örümcek
tick: kene
wasp: yaban arısı
woodlouse: tesbih böceği

SÜRÜNGENLER
• snake: yılan
chameleon: bukalemun
lizard: kertenkele
crocodile: timsah
iguana: iguana
woodlouse: keler
cobra: kobra
turtle: kaplumbağa
anaconda: anakonda
python: piton

HAYVANLARLA İLGİLİ KELİMELER
• antenna: anten
lead: tasma kayışı
beak: gaga
feather: tüy
wing: kanat
egg: yumurta
nest: yuva
aquarium: akvaryum
fish tank: akvaryum
fin: yüzgeç
gill: solungaç
scales: balık pulları
pincers: kıskaç
bite: ısırık
mane: yele
fur: kürk, post
tail: kuyruk
halter: yular
bridle: dizgin
horseshoe: nal
saddle: semer
kick: tekme
pouch: kese
skin: deri
hump: hörgüç
bone: kılçık
paw: pati
glaw: pençe
horn: boynuz
saliva: salya
zoo: hayvanat bahçesi
turtle shell: kaplumbağa kabuğu
web: (örümcek) ağı
elephant’s trunk: fil hortumu
domestic animal: evcil hayvan
wild animal: vahşi hayvan
farm animal: çiftlik hayvanı
feed: beslemek, yiyecek vermek

HAYVANLARIN ÇIKARDIĞI SESLER
• bark: havlamak
hiss: tıslamak
roar: kükremek
howl: ulumak
bleat: melemek
purr: mırıldamak
neigh: kişnemek
cluck: gıdaklamak
chirp: cıvıldamak
tweet: cıvıldamak
buzz: vızıldamak
quack:vaklamak
croak: vıraklamak
meow: miyavlamak
baa: melemek
growl: hırlamak
hoot: ötmek (baykuş)
bray: anırmak
hee-haw: anırmak
bellow:böğürmek
sing: ötmek

HAYVANLARIN EYLEMLERİ
• bite: ısırmak
fly: uçmak
swim: yüzmek
slither: sürünmek
sting:sokmak
glide: süzülmek
graze: otlamak
roll: yuvarlanmak
dig: eşelemek
bounce: zıplamak
perch: konmak, tünemek
spawn: yumurtlamak
scratch: tırmalamak
curvet: şaha kalkmak
brood: kuluçkaya yatmak
gallop: dörtnala koşmak
hatch: yumurtadan çıkmak
double throw: çifte atmak
waylay/ lurk/ ambush: pusuya yatmak
breed: üremek, yavrulamak
peck: gagalamak
spin: (örümcek) ağ örmek

 

ÖRNEK CÜMLELER

I took the dog for a walk.
› Köpeği yürüyüşe çıkardım.

Do you like to ride a horse?
› Ata binmeyi sever misin?

I have a cat called Boncuk.
› Boncuk adında bir kedim var.

A fox was running.
› Bir tilki koşuyordu.

The horse was galloping.
› At dört nala koşuyordu.

• The birds were flying.
› Kuşlar uçuyordu.

An eagle was gliding in the sky.
› Gökyüzünde bir kartal süzülüyordu.

The cat scratched my hand.
› Kedi elimi tırmaladı.

A dog bit her yesterday.
› Dün onu bir köpek ısırdı.

• A bee stung me yesterday.
› Dün beni arı soktu.

The dog was barking.
› Köpek havlıyordu.

The lion was roaring in the cage.
› Aslan kafeste kükrüyordu.

• The wolf usually howls at night.
› Kurt genellikle gece ulur.

• My cat is purring a lot today.
› Kedim bugün çok mırıldanıyor.

A bird was singing in the tree.
› Ağaçta bir kuş ötüyordu.

Ducks were quacking on the lake.
› Ördekler gölde vaklıyordu.

Bees were buzzing in the yard.
› Arılar bahçede vızıldıyordu.

It’s a poisonous snake.
› Bu zehirli bir yılandır.

Rabbits breed very fast.
› Tavşanlar çok hızlı ürerler.

The woodpecker was pecking at a tree.
› Ağaçkakan bir ağacı gagalıyordu.

The snake slithered away.
› Yılan sürünerek uzaklaştı.

• My mother went to milk the cows.
› Annem inekleri sağmaya gitti.

A spider had spun a web in the room.
› Odada bir örümcek ağ örmüş.

Have you fed the goats?
› Keçileri besledin mi?

A shark can attack humans.
› Bir köpekbalığı insanlara saldırabilir.

Orangutan is is on the verge of extinction.
› Orangutan yok olmanın eşiğinde.

Is it right to keep animals in the zoo?
› Hayvanları hayvanat bahçesinde tutmak doğru mudur?

Each ve Every | Konu anlatımı

Türkçe’ye ‘her, her bir, her biri’ olarak tercüme edilen each ve every bir grubun tüm üyelerinden bahsetmek için kullanılır. Each grup üyelerini ayrı ayrı vurgularken, every grup üyelerinin hepsini bir bütün olarak vurgular. Daha fazlası için sözlüğümüze göz atabilirsiniz.

⇒ each
⇒ every

  KULLANIM ÖRNEKLERİ

Each book is $10.
› Her kitap 10$’dır.

Each of the books is $10.
› Kitapların her biri 10$’dır.

The books are $10 each.
› Kitapların tanesi 10$’dır

Each one of us has a job to do.
› Her birimizin yapacak bir işi var.

Each of us has a job to do.
› Her birimizin yapacak bir işi var.

We each have a job to do.
› Her birimizin yapacak bir işi var.

• I know every student in the class.
› Sınıftaki her öğrenciyi tanıyorum.

Every one of his books is very useful.
› Kitaplarının her biri çok faydalıdır.

• I would like to thank every one of you.
› Her birinize teşekkür etmek istiyorum.

Every time I see her I feel better.
› Onu her gördüğümde kendimi daha iyi hissediyorum.

• I visit my mother every week.
› Her hafta annemi ziyaret ederim.

• I visit my mother every two weeks.
› İki haftada bir annemi ziyaret ederim.

  YAYGIN HATALAR

Every ve each özne olarak her zaman sayılabilir tekil isim ve tekil fiil ile kullanılır:
 Every students is reading a book.
 Every student is reading a book.
› Her öğrenci bir kitap okuyor.

Each student are reading a book.
Each student is reading a book.
› Her öğrenci bir kitap okuyor.

Each of, each one of ve every one of çoğul isim ya da çoğul zamir ile kullanılır, every of diye bir kullanım yoktur:
• Each of the houses is small.
• Each one of the houses is small.
• Every one of the houses is small.
Each of the house is small.
 Every of the houses is small.
› Evlerin her biri küçük.

Every time hiçbir zaman birleşik yazılmaz.
You get me wrong everytime.
You get me wrong every time.
Her seferinde beni yanlış anlıyorsun.

  NOTLAR

∗ Bir zamir ya da iyelik sıfatı each veya every ile kullanılan bir özneyi nitelediği zaman üç şekilde kullanılabilir:
• Each student has his own bicycle.
• Each student has their own bicycle.
• Each student has his or her own bicycle.
› Her öğrencinin kendi bisikleti var.

Not: Aslında bir asır önce en yaygın kullanım birinci örnekti. Günümüzde birinci örnek cinsiyetçi olduğu düşünüldüğü için -his (eril) kullanımı azalmıştır. İkinci örnek genellikle konuşma dilinde, üçüncü örnek ise resmi dilde kullanılmaktadır -aynı örnekler every ile de kullanılabilir.

Each çoğul bir zamirle özne olarak kullanılırsa, fiil de çoğul olarak kullanılır. Eğer cümlede yardımcı fiil varsa, yardımcı fiilden önce ya da sonra kullanılabilir:
They each have a job to do.
Her birinin yapacak bir işi var.

We can each do that.
Bunu her birimiz yapabiliriz.

We each will do that.
Bunu her birimiz yapacağız.

Every one her biri, everyone is herkes anlamına gelir:
I would like to thank every one of you.
Her birinize teşekkür etmek istiyorum.

Every one of these chairs is broken.
Bu sandalyelerin her biri kırık.

I would like to thank everyone here.
Buradaki herkese teşekkür etmek istiyorum.

∗ Düzenli bir zaman aralığından bahsetmek için every kelimesi bir sayı ve çoğul isimle kullanılır:
I visit my mother every two weeks.
İki haftada bir annemi ziyaret ederim.

One in every four marriages ends in divorce.
Her dört evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor.

  KARŞILAŞTIRMA

• There is a reason for the crisis.
› Krizin bir sebebi var.
(Genel bir anlam ifade eder.)

• There must be some reason for the crisis.
› Krizin bir sebebi olmalı.
(Krizin sebebi var ama ne olduğu bilinmiyor.)

• There can be any reason for the crisis.
› Krizin herhangi bir sebebi olabilir.
(Krizin herhangi bir sebebi olabilir ne olduğu fark etmez.)

Every reason for the crisis should be analyzed.
› Krizin her sebebi analiz edilmelidir.
(Krizin sebepleri bir bütün olarak incelenmeli.)

Each reason for the crisis should be analyzed.
› Krizin her bir sebebi analiz edilmelidir.
(Krizin sebepleri ayrı ayrı incelenmeli.)

 

Give Kelimesinin Anlamları ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Give, get, have, do, make’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını oldukça zordur. Bu kelimeleri, sözcük grupları (collocations) olarak öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘give’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve örnek cümleler verilmiştir. Daha fazlası için İngilizce sözlüğümüze bakabilirsiniz.

⇒ give


COLLOCATIONS

give a call: aramak, telefon etmek
give a ring: aramak, telefon etmek
give a ride: arabayla götürmek, arabayla bırakmak
give a lift: arabayla götürmek, arabayla bırakmak
give birth: doğum yapmak
give a hand: el atmak, yardım etmek
give help: yardım etmek
give a choice: seçenek sunmak
give a chance: şans vermek, fırsat tanımak
give a kiss: öpmek, öpücük vermek
give a smile: gülmek, gülücük vermek
give a hug: kucaklamak, sarılmak
give a speech: söylev vermek, konuşma yapmak
give a lecture: ders vermek
give an answer: cevap vermek, cevaplamak
give an example: örnek vermek
give an explanation: açıklamak, açıklama yapmak
give an idea: fikir vermek
give advice: tavsiye vermek, nasihat etmek
give information: bilgi vermek
give permisson: izin vermek
give time: zaman vermek
give evidence: kanıt sunmak, ifade vermek
give a headache: başını ağrıtmak
give priority: öncelik vermek
give a tip: bahşiş vermek, tüyo vermek
give an appetite: iştah açmak
give respect: saygı göstermek
give thought: düşünmek, üzerinde kafa yormak
give a present: hediye vermek
give a lesson: ders vermek
give an order: emir vermek
give notice: haber etmek, bildirmek
give a damn: umurunda olmak, takmak
give credit: itibar etmek, kredi vermek


ÖRNEK CÜMLELER

Give me a call when you get home.
› Eve vardığında beni ara.

• That noise is giving me a headache.
› Bu ses başımı ağrıtıyor.

• I’m late for work. Can you give me a ride?
› İşe geç kaldım. Beni götürebilir misin?

• He didn’t give an answer to my question.
› Soruma cevap vermedi.

• He gave a bright idea on the matter.
› Konu hakkında parlak bir fikir verdi.

• She’s pregnant and she’ll give birth soon.
› O, hamile ve yakında doğum yapacak.

• He was called to give evidence at the trial.
› Duruşmada ifade vermeye çağrıldı.

• You must give way to pedestrians.
› Yayalara yol vermelisiniz.

• The walking gave me an appetite.
› Yürüyüş iştahımı açtı.

Give me some time to finish it.
› Bunu bitirmek için bana biraz zaman ver.

• You should give her some respect.
› Ona biraz saygı göstermelisin.

• The president is giving a speech at the moment.
› Başkan şu anda bir konuşma yapıyor.

• I gave the matter a lot of thought.
› Konuyu çok düşündüm.

• I gave the waiter a tip.
› Garsona bahşiş verdim.

• Thanks for all the support you’ve given us.
› Bize verdiğiniz tüm destek için teşekkürler.

• I gave her a hug before I left.
› Gitmeden önce ona sarıldım.

Give me your word.
› Bana söz ver.

• I don’t give a damn.
› Umrumda değil.

• Give me a chance.
› Bana bir şans ver.

• She’s given notice that she will leave.
› Ayrılacağını haber verdi. (işten)

• It is better to give than to receive.
› Vermek almaktan daha iyidir.
› Veren el alan elden daha üstündür.

İngilizce’de İşaret Zamirleri ve Kullanım Örnekleri

Varlıkların yerini gösteren zamirlerdir.

ThisThatTheseThose

 Demonstrative Pronouns
 İşaret Zamirleri
 This  Bu
 That  Şu
 These  Bunlar
 Those  Şunlar

That/Those: Bize veya konuşmacıya uzak olan kişiler ve eşyalar için kullanılır.

This/These: Bize veya konuşmacıya yakın kişiler ve eşyalar için kullanılır.

ÖRNEK CÜMLELER

I am sure you can do this.
› Eminim bunu yapabilirsin.

How does this work?
› Bu nasıl çalışıyor?

Who is that?
› Kim bu?

• Those are very old trees.
› Şunlar çok eski ağaçlar.

 

Diğer zamir türlerini ve kullanım örneklerini görmek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.

 Subject Pronouns (Kişi Zamirleri)

 Object Pronouns (Nesne Zamirleri)

 Possessive Pronouns (İyelik Zamirleri)

 Possessive Adjectives (İyelik Sıfatları)

 Reflexive Pronouns (Dönüşlülük Zamirleri)

 Indefinite Pronouns (Belgisiz Zamirler)

 Interrogative Pronouns (Soru Zamirleri)

 İngilizce’de Zamirler (Tüm Liste)

İngilizce’de Belgisiz Zamirler ve Kullanım Örnekleri

Hangi varlığın yerini tuttuğu tam olarak belli olmayan, nesneleri belli belirsiz şekilde temsil eden zamirlere denir.

SomeoneSomebodyAnyoneAnybodyNo oneNobodyEveryoneEverybodySomethingAnythingNothingEverything

 Indefinite Pronouns Belgisiz Zamirler
 Someone – somebody Biri, birisi
 Anyone – anybody Herhangi birisi
 No one – nobody Hiç kimse
 Everyone – everybody Herkes, her biri
 Something Bir şey
 Anything Herhangi bir şey
 Nothing Hiçbir şey
 Everything Her şey

*Bu zamirler sadece tekil fiillerle kullanılabilirler.

ÖRNEK CÜMLELER

Someone has stolen my watch.
› Birisi saatimi çaldı.

• Somebody pushed me from behind.
› Biri beni arkadan itti.

Have you shown the report to anyone?
› Raporu herhangi bir kimseye gösterdin mi?

There was no one at home.
› Evde hiç kimse yoktu.

• Nobody is perfect.
› Kimse mükemmel değildir.

You can’t please everyone.
› Herkesi memnun edemezsin.

I have something to say.
› Söylemem gereken bir şey var.

I have nothing to eat.
› Yiyecek hiçbir şeyim yok.

• Everything will be all right.
› Her şey iyi olacak.

 

BothOthersFewSeveralMany

Indefinite Pronouns Belgisiz Zamirler
 Both İkisi, her ikisi
 Others Diğerleri, başkaları
 Few Birkaç, az
 Several Birkaç
 Many Birçok

*Bu zamirler sadece çoğul fiillerle kullanılabilirler.

ÖRNEK CÜMLELER
They are both here.
› Her ikisi de burada.

• Both of them are here.
› Her ikisi de burada.

• They both are here.
› Her ikisi de burada.

• Many (people) died in the war.
› Savaşta birçoğu öldü.
(Savaşta birçok insan öldü.)

• Many of the soldiers died in the war.
› Askerlerin bir çoğu savaşta öldü.

Only few of his books are useful.
› Kitaplarından sadece birkaçı faydalıdır.

I read several of his books.
› Kitaplarından birkaçını okudum.

You should be kind to others.
› Başkalarına karşı nazik olmalısınız.

Some songs are better than others.
› Bazı şarkılar diğerlerinden daha iyidir.

 

Most MoreAllAnySomeNone

Indefinite Pronouns Belgisiz Zamirler
 Most Çoğu
 More Daha
 All Hepsi, tümü
 Any Herhangi bir, hiç
 Some Bazı, bazıları
 None Hiçbiri

*Bu zamirler hem tekil fiillerle hem de çoğul fiillerle kullanılabilirler.

ÖRNEK CÜMLELER
• Some
refused this idea.
› Bazıları bu fikri reddetti.

• Some of my ideas were accepted.
› Fikirlerimden bazıları kabul edildi.

• Any of them can do that.
› Herhangi birisi bunu yapabilir.

• All of them came to the party.
› (Onların) hepsi partiye geldi.

• They all came to the party.
› Hepsi partiye geldi.

Some of them came, but not all.
› Bazıları geldi ama herkes değil.

He spent most of his money.
› Parasının çoğunu harcadı.

• None of them is coming.
› Hiçbiri gelmiyor.

I can’t stand more of this.
› Bundan fazlasına katlanamam.

  Singular

Some-, any-, no- ve every- ile başlayan zamirler her zaman tekil fiil ile kullanılır.
• Everyone is here.
› Herkes burada.

• Someone is coming towards us.
› Birisi bize doğru geliyor.

  No- ve any-

Olumsuz cümlelerde anything, anyone, anybody özne olarak kullanılmaz; nothing, nobody ve no one kullanılır.
Anybody didn’t come.
Nobody came.
› Kimse gelmedi.

Nothing, nobody ve no one bir başka olumsuzluk eki ile kullanılmaz.
Nobody didn’t come.
Nobody came.
› Kimse gelmedi.

Nothing didn’t happen.
Nothing happened.
› Hiçbir şey olmadı.

  None of

None of bir sayılamayan isimle kullanılırsa, fiil tekildir.
None of the work was done.
› Hiçbir iş yapılmadı.

None of çoğul bir isimle, çoğul bir zamirle veya bir grup ismi ile kullanılırsa, fiil çoğul veya tekil olabilir.
None of my friends are/is coming.
› Hiçbir arkadaşım gelmiyor.

None of the team know/knows English.
› Takımdan hiçbiri ingilizce bilmiyor.

  Most of ve All of

Most of ve All of sayılamayan bir isimle kullanılırsa fiil tekil, sayılabilir çoğul bir isimle kullanılırsa fiil çoğul olur.
Most of his money was lost.
› Parasının çoğu kayboldu.

All of my friends are coming.
› Arkadaşlarımın hepsi geliyor.

Diğer zamir türlerini ve kullanım örneklerini görmek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.

Subject Pronouns (Kişi Zamirleri)

Object Pronouns (Nesne Zamirleri)

Possessive Pronouns (İyelik Zamirleri)

Possessive Adjectives (İyelik Sıfatları)

Reflexive Pronouns (Dönüşlülük Zamirleri)

Demonstrative Pronouns (İşaret Zamirleri)

Interrogative Pronouns (Soru Zamirleri)

İngilizce’de Zamirler (Tüm Liste)