Run Kelimesinin Anlamları ve Kullanım Örnekleri | Collocations

‘Have, get, make, run’ gibi kelimelerin çok fazla manası olduğu için bu kelimelerin tüm manalarını ezberlemek oldukça zordur. Bu kelimeleri, sözcük grupları (collocations) olarak öğrenmek, hem daha etkili hem de daha akılda kalıcı olacaktır. Aşağıda ‘run’ kelimesiyle birlikte en çok kullanılan kelimeler ve örnek cümleler verilmiştir. Daha fazlası için İngilizce sözlüğümüze bakabilirsiniz.

run

COLLOCATIONS

run fast: hızlı koşmak
run a marathon: maraton koşmak
come running: koşarak gelmek
go running: koşuya çıkmak
run in a race: yarışta koşmak
run a company: şirket yönetmek
run a business: iş yönetmek, iş yürütmek
run a campaign: kampanya yürütmek
run a course: kurs vermek, kurs düzenlemek
run on petrol: benzinle çalışmak
run the engine: motoru çalıştırmak
run the tap: musluğu açmak

run a program: program çalıştırmak
run an application: uygulama çalıştırmak
run one’s  life: birinin hayatını yönetmek
run for president: başkanlığa aday olmak
run in an election: seçimde aday olmak
run a cable: kablo çekmek, kablo döşemek
(nose) run: burun akmak
(water) run: su akmak
(tear) run: gözyaşı akmak
(road) run: yol uzanmak, geçmek
(bus) run: otobüs işlemek, sefer yapmak

ÖRNEK CÜMLELER

I can’t run fast.
› Hızlı koşamam.

I have never run a marathon.
› Hiç maraton koşmadım.

He came running to school.
› Koşarak okula geldi.

How often do you go running?
› Ne sıklıkla koşuya çıkarsın?

She runs her own cafe.
› Kendi kafesini işletiyor.

The company was badly run.
› Şirket kötü yönetildi.

Don’t try to run my life.
› Hayatımı yönetmeye çalışma.

He knows well how to run a business.
› Bir işi nasıl yürüteceğini iyi bilir.

My car runs on diesel.
› Arabam dizelle çalışıyor.

Can you run the machine?
› Makineyi çalıştırabilir misin?

The engine is running smoothly.
› Motor sorunsuz çalışıyor.

I couldn’t run this program on my computer.
› Bu programı bilgisayarımda çalıştıramadım.

Who left the tap running?
› Musluğu kim açık bıraktı?

My nose is running from cold.
› Burnum soğuktan akıyor.

The onion makes my eyes run.
› Soğan gözlerimi yaşartıyor.

The school runs English courses for adults.
› Okul yetişkinler için İngilizce kursları veriyor.

She is planning to run for president.
› Başkanlığa aday olmayı planlıyor.

I’ve spent the whole day running around after the kids.
› Bütün günü çocukların peşinde koşuşturarak geçirdim.

He ran a cable under the carpet.
› Halının altından kablo çekti.

The path runs along the river.
› Patika nehir boyunca uzanıyor.

The tears were running down her cheeks.
› Gözyaşları yanaklarından aşağı akıyordu.

• Everything is running according to plan.
› Her şey plana göre ilerliyor.

He made a fortune by running drugs.
› Uyuşturucu kaçırarak bir servet kazandı.

He had the machine running.
› Makineyi çalıştırdı.

 
 

 

 

Yazar: abdullah

m#ca(I$cvOY@Y8p8Al^1RX)s

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.